Uzmanlık Alanlarım

Kişiye ve duruma özel terapiler

Terapi ve Aile Terapisi bir kaç açıdan önemli farklılıklar içerir. Bireysel Terapide müdahaleler bireyin duygu, düşünce ve davranışlarına odaklanır. Örneğin Psikodinamik yaklaşım ağırlıklı olarak duygulara, CBT düşünceye, Davranışçı Terapi ise davranışlara odaklanır.

Terapinin etkinliği ya da değişim terapi yaklaşımına göre belirlenir: Kişiliğin yeniden yapılanması, depresyonun, kaygı bozukluğunun ortadan kalkması ya da yalnızca şikayetlerin sona ermesi gibi…

Aile ve çift terapisinde ise; kişilerden ziyade -ilişki- tedavi edilir. Üç aşamalı olarak yapılan terapi de; sorun odaklı çalışılır. Gündem belirlenir ve önemli konu başlıkları ile sorunlar ve hedef belirlenir. Çiftin kişilik özellikleri, uyumları, ilişkiyi bir arada tutan ve ayıran özellikler konuşular. Ülkemiz gibi aile ilişkilerinin daha güçlü olduğu ülkelerde, ilişkiye müdahale eden üçüncü kişiler ve onları uygun bir mesafede nasıl tutabileceğimiz üzerinden terapi ilerler.

Aile ve Çift Terapisi Nasıl Uygulanır?

Haftada bir kez 50 dakika olarak başlanılan terapi sürecinde, çift ile beraber terapist tarafından sure belirlenir. Genelde 8-24 seans arası olarak yapılan terapi de, çiftin ihtiyaçları ve aldıkları yol ile zaman ayarlanır. Çiftlere önerilen aile toplantıları ve ev ödevleri terapinin hızlanmasını sağlar.

Aile ve çiftlerle olan çalışmaların uzun vadeli etkisi söz konusudur. Terapiye katılan bireyler, kendileri ve diğer aile üyeleri hakkında daha fazla şey öğrenirler. Bireylerin birbirleri ile kurdukları yakın ilişkiler desteklenir. Problemlerle baş etme becerilerinin edinilmesi ile birlikte, sadece o anda yaşanan durumlara çözüm üretilmesi değil, sonrasında da yaşanabilecek bazı zor durumlarla baş edilebilesi sağlanır.

Sonuç olarak eğer ilişkinizde problemler yaşıyorsanız, profesyonel bir destek almanız ve ilişkinizi baştan yeniden yapılandırmanız için bir çözüm olarak, bu terapi çeşidi değerlendirilebilir.

Cinsel işlev bozuklukları ile ilgili yapılan tedavilere “cinsel terapi” denir. Aslında cinsel terapi “cinsel tedavi” (seks terapi) eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.Cinsel terapinin amacı da cinsel işlev problemlerinin sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulmasıdır.

Cinsel terapinin (seks terapisi) amaçları nelerdir?

Cinsellikle ilgili bozulan psikolojik dengeleri sağlamak,

Kişi veya çiftlere cinsel eğitimler vermek,

Çiftlerin veya bireylerin kendilerini ve birbirlerini tanımalarını sağlamak,

Cinsel çatışmaları ve bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak,

Çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmaktır.

Cinsel sorunu “önce kabul etmek” gereklidir

Cinsel terapiste başvuran hasta öncelikle bu cinsel sorunu olduğunu tam olarak kabul etmeli ve bir an önce tedavi için harekete geçmelidir. Daha sonra da cinsel terapi için kendisine güvenebileceği bir cinsel terapist bulması önem taşımaktadır.

Cinsel tedavi başarısında eş faktörü

Cinsel tedavilere eşlerin onay vermesi de son derece önemlidir. Eşlerin cinsel problemleri karşısında birbirinin yanında olması, motive edici olmaları, tedaviye karşı birbirine destek vermesi tedavi başarısı açısından önemli unsurlardır. Cinsel terapi sırasında eşlere verilen bazı ev ödevlerine, her iki eşin de katılması istenebilmektedir.

Cinsel terapiler kişiye özel olmalıdır

Evet. Cinsel terapiler bireyselleştirilmeli yani kişiye özel şekle getirilmelidir. Çünkü herkesin cinsel sorunu birbirinden farklı iken bu sorunun oluş biçimi, oluş nedenleri, sorunun gelişimi ve derecesi de birbirinden farklılıklar gösterebilmektedir.

Cinsel terapiye başvuran çiftlerde davranışçı ve bilişsel psikoterapi, çift terapisi veya evlilik terapisi teknikleri birlikte kullanılmalıdır. Bu şekilde başarı şansı en yüksektir.

Cinsel İsteksizlik ve Nedenleri

İlişkinizin ilk başlarında daha canlı ve daha renkli bir cinsel yaşam, daha sonraları sadece arada bir yapılması zorunlu bir ritüel haline geldiyse; belki uzun süreli bir evlilik, belki de uzun zamandırdevam eden bir ilişki de bir süre sonra uzaklaşma ve cinselliğin sadece zorunlu olarak görüldüğü zamanlar olabilir. Uzun süreli ilişkilerin en büyük problemlerinden biri olan cinsel isteksizliğin birçok sebebi olabilir. Önemli olan bu sebepleri belirlemek ve problemi çok geç olmadan çözmektir.

Cinsel isteğin varlığı çeşitli etkenlere bağlıdır: biyolojik etkenler, yeterli kendilik saygısı olmaması, cinsellikle ilgili daha önceki olumsuz deneyimler, uygun bir partnerin yokluğu, cinsel olmayan alanlarda da partnerle iyi bir ilişkinin olmaması. Bu etkenlerden herhangi birinde sorun olması isteği azaltabilir. Cinsel istek çeşitli biyolojik, gelişimsel, psikolojik, kişiler arası, kültürel ve çevresel faktörlerden etkilenmektedir.

Cinsellik; iştah ya da uyku gibi insan fizyolojisinin en temel ihtiyaçlarından biridir. Türkiye’de özellikle belli bir yaştan sonra kadınlarda daha fazla görüldüğü düşünülse de, erkekler de de göz ardı edilmeyecek kadar fazladır. O zaman cinsel isteksizliğin sebepleri nelerdir?

1. İlişkide Uyum ve Partneri çekici bulma

Özellikle evlilikte ya da ilişkide anlaşmazlık varsa cinsel sorunu da beraberinde getirmektedir. Kişi partnerini fiziksel olarak çekici bulmuyorsa ya da duygusal açıdan ilgisi- sevgisi azalmışsa; ona karşı arzu duymaz ve bu durum da cinsel isteğin kaybolmasına yol açabilir. Yani bir ilişkinin en önemli noktalarından biri cinsellik olsa da, bu iyi ve kaliteli iletişim sonucunda olur.

2. İlaçlar

Cinsel hayatı en olumsuz etkileyen ilaçlar, fibromiyalji (kas-iskelet sistemi hastalığı) ağrı hapları ve antidepresanlardır. Antidepresanlar uyarılma ve orgazmı zorlaştırarak daha aktif bir cinsel hayata set çekebilir. Özellikle geç orgazm olma gibi yan etkileri olsa da, doktorunuza danışarak bu konuda bilgi alabilir, cinsel yan etki yapmayan başka bir grup ilaca geçebilirsiniz.

3. Alerjiler

Eğer alerjik bir bünyeye sahipseniz, bu da cinsel hayatınızı olumsuz etkileyebilir. Sinüs basıncı, tıkanıklık, yorgunluk, odaklanma sorunu ve sık sık hapşırmak gibi alerjik reaksiyonlar ruhsal olarak sizleri kötü etkileyecektir. Yapılan araştırmalarda alerjiye sahip kişilerin büyük çoğunluğu, yaşadıkları semptomların cinsel hayatlarını etkilediğini belirtiyor.

4. Ağır diyetler

Vücudunuzun uzun bir zaman alıştığı yemek düzenini birden bırakarak, kendinizi en sevdiğiniz şeylerden mahrum ederek psikolojinizi kötü etkiliyorsunuz. Psikolojinizin bozulmasının yanında vücudunuz da sizi dinç kılmak için gerekli vitamin ve minerallerden mahrum kalıyor olabilir. Bunların libidonuza negatif bir etkide bulunabileceğini belki de hiç düşünmediniz. Bu nedenle kendi kendinize aşırı kısıtlayıcı diyetler yapmak yerine, uzmanlaradanışarak en doğru diyet listesini belirleyin.

5. Rahatlama ve uyuma ihtiyacı

Eğer bütün gün eve gidip kendinizi yatağa atmak istediğiniz günlerden biriyse, muhtemelen yatağa ilk girdiğiniz andan itibaren düşündüğünüz şey eşinizle birlikte olmak değildir. Sorun şu ki, erkekler rahatlamak için sekse ihtiyaç duyarken, kadınlar seks için rahatlama ihtiyacı duyarlar. Eğer kadınlar yorgunlarsa, akıllarını karıştıran şeyler varsa ve yapacakları şeyleri kafalarında listelemişlerse, seks o listenin en sonunda yer alır.Yani burada kadın ve erkek fizyolojisinin farklılığı ön plana çıkmaktadır.

6. Aşırı stres

Yoğun iş planından, çocuklarla ilgilenmekten, ev işlerinden seks düşünmeye vaktiniz bile kalmıyor, değil mi? Eğer stres sizi çoktan ele geçirmişse, doğal olarak kendinizi seks için uygun ruh halinde hissetmeniz mümkün değil. Belki de burada konuşulması gereken en önemli nokta, stresin depresyona ya da anksiyeteye sebep olup olmadığıdır. Çünkü depresyon gibi psikolojik sorunlar da cinsel isteksizliğe belirgin olarak neden olurlar. Yani kişi hayattan zevk alamadığı için, önceden yaptığı hiç bir şey ona zevk vermez. Cinsellik de bu noktalardan biridir. Eğer uzun zamandır mutsuz, keyifsiz, hayattan zevk alamadığınızı hissediyorsanız bir psikiyatri uzmanından yardım alabilirsiniz.

Cinsel isteksizliğin diğer nedenleri arasında aşırı alkol tüketme, organik bozukluklar (var olan fiziksel hastalıklar ), yeme bozuklukları gibi ruhsal sorunlar, monotonluk ve teknolojiyi kötü kullanma gibi sebeplerde vardır. Sonuç olarak cinsel isteksizlik, insanın tüm hayatını etkileyen bir noktaya gitmeden, bir uzmandan yardım almanızı öneririz…

Grup terapisi, bireysel yapılan terapinin gruba bölünmüş şeklidir. Danışanlar bireysel terapi yerine başka danışanlarla beraber grup terapisi uygulayarak, hem birbirlerine geri bildirimde bulunurlar, hem de birbirlerine bir şekilde ayna tutarlar. Böylece bazen içinde bulunduğumuz ruhsal durumda farkında olmadığımız yönlerimizi birbirimize göstermek ve farkındalığımızı arttırmak için grup terapisi; sık kullanılan ve verimli bir terapi çeşididir.

Grup Terapisi; eğitim almış lider bir psikoterapist yönetiminde, belirli sayıda katılımcı ile yapılır. Gruplar genel olarak 6-10 kişi arasında olur ve bazen bir tema altında grup kurulurken, (kilo verme, sosyal fobi, bağımlılık, sınav kaygısı vs.) bazen kişisel gelişim, bazen de sadece düşünce içeği değişiklikleri gibi daha genel bir amaçla grup kurulabilir.

Grup terapileri; grubun kuruluş şekline ve amaçlarına göre çocuklar, ergenler ve yetişkinler için kullanılmaktadır. Genel anlamda psikiyatri servislerinde yatan hastalara grup terapisi uygulanırken açık gruplar şeklinde yapılır. Her yatan hasta gruba katılabilir. Ancak poliklinikler ve özel muayhaneler de grup terapisi kapalı gruplar şeklinde yapılır. Katılımcı belli sayıda, grubun başlangıç ve bitiş süreleri önceden belirlenmiştir.

Grup terapilerin de; bireysel terapide olduğu gibi çerçeve belirgindir. Terapi genellikle haftada bir gün, aynı saatte ve aynı yerde, aynı kişilerle uygulanır. Terapiye zamanında gelmek, terapi sürecine katılmak, ücreti ödemek değişmeyen terapi kurallarıdır. Grup terapisi başlamadan önce, aday grup üyeleri ile terapist tarafından ön görüşme yapılır. Danışana grup süreci hakkında bilgi verilerek, grup terapisine uygun olup olmadığına karar verilir.

Grup terapileri, yukarıda da belirtildiği gibi haftada bir kez, 90 dakika sürer. Grup üyelerinin sürece katılımları, gördükleri faydalar, grubun ihtiyaçlarına göre minimum 12 hafta olarak grup süreçleri belirlenir. Grubu bitirmek tüm grubun kararı ile olur.

Grup terapileri dinamik (etkileşimsel ) , bilişsel, psikodrama, sanat terapileri gibi ekollerle yönetilir. Bu ekollerin genel grup terapileri kuralları dışında kendi bakış açıları, felsefeleri ve doğal olarak farklı teknikleri vardır. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi terapinin çerçevesi, türü ne olursa olsun değişmez. Sadece kullanılan yöntemler farklıdır.

Bazı kişiler, bir grubun içinde kendi özelliklerinden, duygularından, düşüncelerinden, geçmişinden bahsetme fikrini oldukça korkutucu bulabilirler ve çekinebilirler. Oysa grup terapileri insanın sosyal bir varlık olduğu gerçeğini görerek ortaya çıkmıştır. Grup terapileri hayatta doğal olan diğer insan ilişkilerinin, küçük bir örneği gibidir. Aslında diğer insanlarla- ötekilerle kurulan ilişkilerin ve hissettiğimiz duyguların konuşulup tartışılabildiği- farklı ve doğal bir insan ilişkileri yoludur.

Kısaca insanın doğasında olan anlaşılma isteği için; farklı ve etkin bir yöntemdir. Herkesin bir terapiste ihtiyacı olduğunu düşünürsek; grup terapileri de değerlendirilecek bir yoldur…

Dr. Aslı AKTÜMEN’in Bireysel Psikoterapi ile ilgili anlatımını aşağıdaki videoda  izleyebilirsiniz…

Sanat İle Terapi ve Yaratıcılık

Günümüzde stres faktörleri arttıkça, özellikle ülkemiz gibi travma açısından risk taşıyan bölgelerde yaşayanların psikiyatristlere ve psikologlara olan ihtiyacı da artmıştır. Herkesin hayatında zaman zaman destek alması gereken durumlar olabilir. Kafamızı dinlemek için mekan değişikliği bile yaparız bazen. Ancak kafamızın içindekiler de bizimle beraber geldikleri için çoğu zaman sonuç alamayız. İşte bu durumlarda psikoloji eğitimi almış uzmanlara danışmak hem süreci rahat aşmanıza hem de güvenilir ve objektif biri ile sorununuzu paylaşmanıza yardımcı olur.

Yaratıcılık, zamanını doğru kullanmak, kendi yaşam enerjisini istediği yönde üretken kılmak, ruhsal dinginlik, ruhsal ve bedensel sağlık için keyifli bir insan haline gelmek anlamındadır. Yaratıcılık bireyin en büyük gizidir. Sanat terapistleri ve diğer ruh sağlığı profesyonelleri, yaratıcılık sürecinin doğal bir iyileşme sağladığına inanırlar. Çünkü akıl sağlığı için sanatın kullanılmasında, yaratıcılık süreci öncelikli öneme sahiptir.

İnsan, doğası gereği toplumsal bir yapı içinde gelişebilir. Çevreye adaptasyon için geçirmesi gereken süre diğer canlılardan hem çok daha uzun ve hem de bir hayli zorludur. İçinde doğup büyüdüğü çevrenin biçimlendirici, belirleyici etkisi ile insan, kendini yetiştirenlere benzemek durumunda kalır. Yine kültürün etkisi ile doğuştan getirdiği yaratıcı potansiyeli yavaş yavaş kaybeder. Sanat terapistleri, zaman içinde kaybettiğimiz bu yaratıcılığımızı yeniden canlandırarak, içinde bulunduğumuz sorunlardan daha kolay sıyrılabilmemizi sağlarlar.

Sanat ile Psikoterapi arasında bir benzerlik vardır: Her ikisi de içe atılmış veya içe alınmış yaşantıların, duyguların ve fikirlerin yeniden yapılandırılmasıyla olur. Sanatçı bir resim ya da beste yaparken; kendi geçmişindeki yaşantılarına dayanarak; onlardan ilham alarak yapar. Terapi sürecinde ise aynı şekilde kişinin kendi geçmişi, bir nevi kişisel tarihi terapi odasında konuşulur ve yeniden yapılandırılır.

İçe atım, sanatın içeriğini, içe alım süreci ise biçim ve tarzını oluşturur. İçe atılmış yaşantılar bir yolla dışa vurulamazsa ruh sağlığı risk altındadır. Sanat, bu riske karşı koruyucu işlev görür. Psikoterapi alanında içe atılmış, birikmiş olanların üstüne sağlıklı bir yapı inşa edilemez. Terapist  öncelikle kişinin iç dünyasını duygu, düşünce ve davranış paternlerini tanımak, değişimi bu paternlerden yola çıkarak sağlamak durumundadır. İşte sanatla çalışma, bu tanıma sürecini kolaylaştırma ve hızlandırma işlevi görür.

Sanat ile terapi sürecinde; sanat ögeleri simgeler yolu ile içte olanın dışa atılmasını sağlar. Bilinç dışına itilmiş ve deforme olmuş yaşantı ve duygu içeriği sanatın renk, ses, biçim, hareket, ezgi, ritm araçları ile dışa vurulur. Dışa vurulan bu içerik, ruhun iyileşmesi ve tekrar yapılanması için terapiste imkan verir ve zengin ip uçları sağlar. Aslında kelimeler yoluyla ifade edemediğimiz duygularımızı, resim yaparak; müzik dinleyerek, bir enstürman çalarak ya da heykel yaparak anlatmak gibidir.

Sanat terapisi sözün bittiği, yetersiz kaldığı yerde başlar. İnsanları iyileştirir, onarır, dönüştürür. Sanat terapisinde geçişler yumuşaktır. Kişi kendisinin anlatmak istediği kadarını ortaya koyar. İstemediklerini ise kendisine saklar. Yani bu yöntemde doğrudan probleminiz hakkında konuşmak durumunda kalmazsınız. Bunun yerine, bu problemi sanat yoluyla, daha estetik, daha yumuşak bir şekilde ortaya dökersiniz.

Sanat terapisinde metaforlar ve semboller kullanılır. Yani ortaya dökülen şeyler problemi birebir yansıtmak zorunda değildir. Kişilerin kendi acılarıyla yüzleşmesi imkansız ya da çok zorsa bu yöntem etkin bir şekilde kullanılabilir. “Yaptığım şey bende değil, kağıt üzerinde. Benimle bir alakası yok. Sadece içimi döktüm, ama neye tekabül ettiğini bilmiyorum” düşüncesi insanların içindekileri daha rahat ortaya dökmesini sağlar.

Sanat terapisinde resim kullanımında malzemelerde renk seçeneğinin çok olması önemlidir. Siyah ve beyaz mutlaka bulunmalıdır. Ayrıca farklı renklerin çeşitli tonları olmalıdır. Renk çeşitliliği duyguların tam olarak ifade edilmeleri için önem taşır. Çünkü günlük dilde kalıpların dışına çıkmak kolay değildir. Sanat terapisi ise dili kalıplardan çıkarır.

Aynı şekilde müzik kullanılacaksa farklı müzik enstürmanları kullanılır. Hastayla tiyatro, heykel, dans gibi çeşitli sanat alanları çalışılabilir. Bu seçim hastanın ihtiyaçları doğrultusunda terapisti tarafından şekillendirilir.

Duygusal açıdan bir terapiste ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, sanat ile terapi farklı ve özgün bir yöntem olarak; eğitimli terapistler ile artık Bursa’ da da uygulanmaktadır…

Sigara Bağımlılığı Nedir?

Bağımlılık kişinin madde alımı üzerindeki kontrolünü kaybetmesini ifade eder. Madde kullanımı bireye ve topluma zarar verici düzeyde bir davranış haline gelir. Sigara içme veya dumanının solunması zamanla kişide psikolojik ve fiziksel bağımlılık oluşturur. Tütünde esas bağımlılık yapan madde nikotindir. Sigara, daha çok alışkanlık yapıcı daha az zevk verici bir bağımlılık türü olarak kabul edilmektedir.

Sigara Bağımlılığının Nedenleri Nelerdir?

Sigara içmenin bağımlılık olduğunu düşündüren nedenler; içme örüntüsünde tutarlılık gözlenmesi, kullananların giderek sigara miktarını artırmaları, 2/3’ünde başarısız bırakma girişimlerinin olması ve sigara bırakıldığında kesilme ya da yoksunluk belirtilerinin gözlenmesidir.

Sigara içme, özellikle nedenleri açısından önemli bir ruhsal-toplumsal sorundur. Sigara içme oranı ile yaş dönemleri arasında ilişki saptanmıştır. Yapılan bazı çalışmalarda 13-19 yaş grubundakilerin sıklıkla toplumsal etkenlerle ilişkili olarak sigaraya başladığı bildirilmiştir. Toplumsal, ruhsal ve genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan sigara alışkanlığının daha çok çocukluk ve gençlik çağında kazanılan bir davranış olduğu, aile yapısı ve sosyal desteğin sigara ve diğer madde kullanımında etkili olduğu vurgulanmıştır. Ergenlik döneminde kendisine model arayan bireyin, evde anne babadan, okulda sigara içen öğretmeninden ve arkadaşından etkilendiği belirtilmektedir. Bedensel çalışmayı gerektiren işlerde çalışanlar arasında, zihinsel çalışmayı gerektiren işlerde çalışanlara göre, erkeklerde, ailede veya yakın arkadaşları arasında sigara içen bulunanlarda, kentsel bölgede yaşayanlarda, yüksek gelir düzeyine sahip olanlarda, ağır çalışma koşullarına sahip olanlarda ve  örseleyici yaşantı öyküsü olanlarda da sigara içme oranı daha yüksek bulunmuştur.

Öncelikle vurgulanması gereken noktalardan biri ergenlikte sigara içiminin erişkinlikte sigara içimi için en önemli risk etkeni olduğudur. Sigara içilen çevreden uzak duruldukça sigara içimi azalmaktadır Bu yanında hafif şiddette depresyonun sigara içimini artırdığı, düzenli sigara içenlerde depresyon oranının ve bununla bağlantılı olarak intihar oranlarının içmeyenlere göre daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Depresyonu olanların sigarayı bırakma oranları içenlere göre daha düşük olduğu belirtilmektedir.

Sigara Bağımlılığı Nasıl Tedavi Edilir?

Nikotin bağımlılığı ile diğer bağımlılık sendromları birbirine benzerdir. Bu benzerlik tedavi için de geçerlidir. Tedavide amaç uzun zamanda sigara kullanımın bırakılmasıdır. Tedavideki hedefler öncelikle içme davranışını denetleme, miktarını azaltma ve daha sonra bırakmayı içermektedir. Birden bırakma doğru mudur? Olanaklı mıdır? Azaltarak bırakmak mı önerilmelidir? Olanaklı mıdır? Bu sorular nikotin bağımlılığının, diğer bir deyişle sigara bırakma tedavisi açısında her zaman sorulan, yanıtları hastaya göre değişen sorulardır. Bu soruların yanıtlarının hepsi ayrı ayrı tedavi sürecini ve bırakabilme yüzdelerini etkiler.

Sonuç olarak…

Unutulmaması gereken en temel ve can alıcı gerçek şudur;

Sigara Sağlığa Zararlıdır…

Sigara sadece size değil, ailenize ve çevrenize de zarar verir.Sigara yalnızca sigara tekellerine yarar sağlamaktadır.Sigara kullanımı ve sigara bağımlılığı önlenebilir bir sorundur.Sigara, bir bağımlılık olduğu için; psikiyatri uzmanı tarafından tedavi edilir.

Sigarasız yarınlar için, haydi sizde sigarayı bırakın…

Dr. Aslı AKTÜMEN’in alkol ve sigara bağımlılığı ile ilgili televizyon programını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz…