Hüzünlü Bir Yaşam Öyküsü; Michael Jackson.

Michael Jackson (MJ); 1958 yılında 9 çocuklu bir ailenin 7. çocuğu olarak dünyaya gelir.  Babası Joseph; bir işçiydi; müziği çok seven, amatör olarak gitar çalan, soğuk, mesafeli, gerektiğinde şiddet uygulamaya çekinmeyen; despot ve çapkın bir baba. Annesi ise daha sessiz sakin, uyumlu, dindar ve kibardı. Protestanlıktan bir mezhep olarak ayrılan yehova şahitlerinden olan annesi; çocuklarını katı dini kurallara göre yetiştirmeye çalışıyordu. Zaman geçtikçe Michael, La toya ve Rebbie içlerinde en dindarları olacaktı. Babasının ikinci evliliği, annesinin ise ilk ve tek evliliğinden 9 çocuk sahibi oldular.1950, 1951, 1953, 1954, 1956, 1957, 1958, 1961 ve 1966. Son kardeş Janet hariç neredeyse her yıl için bir çocuk. Yoksul ve kalabalık bir aile… Annesi MJ’i ne kadar emzirdi, isteyerek mi, korunmadığı için mi bu kadar sık ara ile çocukları oldu bilmiyoruz. O dönem ile ilgili tek bildiğimiz şey; Katherina’ nın (Michael Jackson’un annesi) depresyonu ve Joseph’e karsı kendi sınırlarını ve duruşunu netleştirme çabası.

Michael’in annesi ile ilgili hatırladığı ilk anılar; annesinin kendisine sarılarak söylediği ‘You Are My Sun Shine’ şarkısı. Babasını ise genelde kendisini döverken ya da azarlarken hatırlıyor. İlk evlerini ‘Ön kapıdan girip 5 adım attığınızda arka kapıya varmış olurdunuz’ diyerek anlatıyor MJ. İki odalı bir evin bir odasında annesi ve babası; diğer odada üç katlı bir ranzada tüm erkek kardeşler, karşısındaki çekyatta ise üç kız kardeş yatıyor. Küçücük bir evde, 9 tane çocuğa bakmaya çalışan bir anne… Çocukların doğum sıklığına baktığımız zaman, aslında hiçbir çocuğunu doğru düzgün emziremediğini, yeterli kadar aynalama yapamadığını ya da oral dönemin temel ihtiyaçlarının yeteri kadar karşılanamayacağını düşünürüz.

Maddi olarak çok zor günler geçirdiklerini; yaşamakta çok zorlandıklarını hatırlıyor MJ. Birgün  ağabeyleri babasının gitarını alıp çalmaya ve babalarından gizlice şarkı söylemeye başlıyorlar. Anneleri oğullarını destekliyor ve sırlarını babalarından gizliyor. Michael Jackson o dönem için babasının dışarıda diğer çocuklarla oynamalarına izin vermediğinden; ‘Asla diğer çocuklar gibi sokakta eğlenmeye iznimiz olmadı’ diyerek bahsediyor. Baba Joseph; bir süre sonra oğullarının müzikle ilgilendiğini öğreniyor, önce kızıp öfkeleniyor, yatıştıktan sonra; oğullarının yeteneği ile heyecanlanıyor. Joseph’in daima büyük hayalleri var, hırslı ve kinci bir adam. Lider olmak, en büyük olmak istiyor; çocuklarına yıllarca hep aynı öğüdü veriyor. ‘Dünya da kazananlar ve kaybedenler vardır; benim oğullarım asla kaybetmeyecek!’

Jacksonlar’ın müziği artık bir grup şeklini alıyor; 5 oğuldan oluşan bir grup. ‘Aile hiç bu kadar birbirine yakın olmamıştı’ diyor kardeşler. ‘Herkes sokakta takılır, gruplarıyla şarkı söylerlerdi, fakat biz izinli değildik. Çevredeki herkesten çok fazla soyutlanmıştık. Hiç arkadaşımız yoktu.’ Bu durum yıllarca Mıchael’in arkadaş edinmesini ve yabancılara yaklaşmasını zorlaştırıyor. Ve çocukluğunda tanışamadığı, bulamadığı arkadaşlarını 25 yaşından sonra aramaya başlıyor. Ama yakın bir oyun arkadaşı için artık çok kalmış olduğunu inatla fark edemiyor…

Joseph çocuklarını uzun saatlerce çalıştırıyor ve elinde kemeri ile karşılarında oturuyor. Yaptıkları en ufak bir hatanın sonucunu bildikleri için çocuklar sürekli çalışıyor. Michael’ın büyüdükçe Joseph’ten olabildiği kadar uzaklaştığı ve annesine giderek yaklaştığını biliyoruz. ‘Dokuz çocuğu olsa bile, her birine sanki tek çocukmuş gibi davranırdı’  diye söylüyor Michael 1991 de verdiği bir röportajda. Ve ekliyor, ‘Bir annenin sevgisi olmadan yaşamayı hayal bile edemiyorum’. Ancak çarpıcı ve belki de şüphe uyandırıcı olan; Michael’ın 3 tane çocuğunu anneleri olmadan yalnız yetiştirmesi. Gizemli ve karizmatik olmayı seven Michael’ın; aseksüel, homoseksüel ya da biseksüel olup olmadığı asla netliğe kavuşmadı. Bir çocuğun hayatında annenin önemini bu kadar bildiği halde; suni döllenme yoluyla sahip olduğu iki çocuğunu annelerine belli bir ücret ödeyerek, çocukları annelerinden ayrı büyütmeyi tercih ediyor. Başka bir taşıcı anneden de sahip olduğu diğer çocuğunun ise annesini hiç bilmeden büyümesine izin veriyor. Acaba kendisini kadın gibi mi yoksa çocukların anneleri gibi mi görüyordu? diye düşünmeden edemiyoruz. Özellikle çocukları doğar doğmaz plasentası ile adeta kaçırarak evine götürdüğünü; çocuklarının asla anneleri ile vakit geçirmelerine izin vermemesi, onun içindeki kadın ile mi ilgili yoksa narsistik özelliklerinin sınırında olduğu için miydi?

Michael beş yaşında olmasına rağmen grup içinde enerji ve şov yeteneği ile göze çarpıyor. İlgi odağı olmayı çok seviyor. Grubun solisti olmasına karar verilince; ondan önce grubun solisti olan Jermaine’in duyguları inciyor  (Jermaine 1956 doğumlu abisi) ve kendisini dışlanmış hissediyor. Erkek kardeşler arasındaki rekabetin üzerine birde müzikal rekabet ekleniyor. Çünkü müzikal rekabet babalarının gözüne girmenin tek yolu. Hayatı boyunca Mıchael  ile en çok rekabet eden ve onu en çok eleştiren de yine abisi Jermaine oluyor.

Joseph diğer kardeşlere; özellikle dans konusunda Mıchael’i örnek gösteriyor. Ama Michael bu durumdan hoşnut olmuyor; ‘Seçilmek istemiyordum, örnek olmak istemiyordum. Ağabeylerim bana gücenmiş gibi bakarlardı; çünkü gösterilen şeyi benim gibi yapamazlardı’ diye ekliyor. Bu durum; yani babanın gözdesi olan küçük Michael; diğer ağabeyleri öfkelendiriyor ama hiçbir zaman kavga boyutuna taşınmıyor. Kardeşler spora ve arabalara ilgi duyarlardı, Michael ise hiçbir zaman futbol ile ya da arabalarla ilgilenmedi. Bu konuda kardeşleri ile rekabet edemiyordu. Onun tek rekabeti dans ve müzikti; ‘Sevmiyorum beyzbolu’ derdi. ‘Bu kadar; başka hiçbir sebebi yok.’

Dindar olan annesi; ailenin önceliklerinin değişmesinden rahatsız oluyor, birden bire amaç eğlence için müzik yapmaktan, çalışmak için geçinmeye dönüşüveriyor. Joseph çocuklarını sürekli yarışmalara sokuyor ve hafta sonları klüplerde çıkmaya başlıyorlar. Girdikleri bütün amatör yetenek yarışmalarını kazanıyorlar; çünkü babaları hep aynı cümleyle onların menajerliğini yürütüyor. Joseph siyahi  olmaktan çok gurur duyuyordu, bunu her fırsatta söylüyordu. Biz beyazlarla eşitiz, hiçbir farkımız yok, bizde yapabiliriz derdi. Mıchael’in ten rengini açtırması, gercekten vitiligo ya da lupus olduğu için miydi? Yoksa beyaz mı olmak istiyordu? MTV de videosu yayınlanan ilk siyahi şarkıcı o olmuştu ama istediği basarının önünde hep kara derisi mi duruyordu? Bir kere menajerine; ‘beyaz olsaydım, çok daha fazla satardım, kimse beni geçemez’ demişti. Ama asıl gerçek; babasının ırkçılık düzeyinde siyahi sempatisine sahip olmasaydı. Siyah olmak, babasının oğlu olmak demekti ama Mıchael Joseph’in oğlu değil, beyaz ve makyajlı bir zerafet istiyordu.

 

Gece klüplerinde sabahlara kadar çalan çocukların, zamanla babalarını başka kadınlarla görmeleri, alkol alınan her turlu ortamda bulunmaları biraz kafalarını karıştırıyordu. Özelliklede Mıchael en küçük olduğu için bu durumdan çok etkileniyordu. Babasının annesini defalarca aldattığını görmüş, ama bunu annesine söyleyememenin vicdan azabını duyar olmuştu. Annesi eve geldikleri akşamlar onları uyuturken yehova şahidi olmanın erdemlerinden bahsediyor ve babasının neler yaptığını soruyordu. Mıchael hiçbir zaman ona gerçekleri söylemedi ama giderek babasından ve zaman ilerledikçe babası gibi her gece başka kadınlarla beraber olan ağabeylerinden; cinsellik konusunda nefret eder olmuştu. ‘Bunu nasıl yapıyorlar anlamıyorum’ diyordu. ‘Aynı gecede iki farklı kadına nasıl dokunabiliyorlar, ben evlenmeden kimse ile beraber olmayacağım’. Annesinin dediğini yapmıştı; idealize ettiği ‘iyi’ annesinin gözyaşlarını silmek için, eşcinsel olmanın dini inançlarına aykırı olduğunu her fırsatta söylemiş, Elvis Presley’in kızı Lisa ile evlenene kadar bilinen hiç kadın sevgilisi olmamıştı.

Yıllar içinde jacksonlar giderek ünlü oldular; 1968 yılında motown ile bir anlaşma yaparak; ilk albümlerini yaptılar.70’li yılların başında Jackson 5;  zenci pop ve soul vokal gruplarının dünya çapında bir numaralı temsilcisi haline gelmişti. Ancak ünlü olmak ve para kazanmak aileye çok da iyi gelmemişti. Joseph’ten nefret eden sadece Michael değildi tabi ki; diğer tüm çocukları aynı şekilde babasından öfke ve şiddet ile bahsettiler ve hemen hepsi çok erken yaşta evlenerek evden uzaklaştı. Hatta La toya ileride yazacağı kitapta babasının kendisine cinsel tacizde bulunduğundan bahsedecekti. Oysa Mıchael uzun yıllar boyunca evden; annesinden bir türlü ayrılamadı. Hiç arkadaşı yoktu ve ‘Evden ayrılırsam ölürüm herhalde’derdi. Meşhur Neverland’e taşınıp annesinden ayrılabilmesi; ancak 30 yaşında olabildi. Mıchael’in anne rahmini terk edebilmesi için, gerçekten tüm varlığıyla ailesinden kaçmak istemesi gerekecekti.

Çocukken daha girişken ve neşeli olan Mıchael; ergenlikte içine kapandı, utangaç ve çekimser olmaya başladı. Konuşurken kimse ile göz teması kurmuyordu. Ağabeylerinin arasında utangaçlığı ile hemen fark ediliyordu. Ama sahneye çıkınca tam tersi oluyordu; Michael sahnede açılıyor, çoşuyor ve durmadan gülümsüyordu. Dışarıdaki asosyal Mıchael’dan tamamen farklı bir genç adam oluveriyordu. ‘Asıl ailem sahne’ diyordu. ‘Kendimi en güvenli hissettiğim yer orası’. 5 yaşından beri sahnede olan bir çocuk için annesinden daha çok gördüğü şeydi spot ışıkları. Mıchael’in hayatı boyunca da bu devam edecekti. Sahnede devleşen Mıchael yıllar içinde ünü ve serveti arttıkça, daha tuhaf ve daha içine kapanık olacaktı.

Michael her ne kadar annesine çok düşkün, annesinden asla kötü bahsetmeyen, onu kutsal olarak ilan etmiş olsa da; onu babasının ellerine teslim ettiği için, babası Michael’i döverken araya girmediği için ona kırgın değilmiydi? Sadece bir kez Joseph Katherina’ya şiddet uygulamaya kalkmış, ondada onu sert bir şekilde durdurmuştu annesi Katherina. Ama aynı şeyi çocukları için yapmamıştı. Yani bir şekilde çocuklarının babaları tarafından sürekli çalıştırılmalarına, okul hayatlarının bir şekilde bitmesine ve en önemlisi şiddete karşı dur dememişti, göz yummuştu. Michael’ın özdeşim nesnesi annesi miydi gerçekten; Diana Ross mu, Elizabeth Taylor mu? Zaman içerisinde kendisinden yaşlı, ünlü ve güzel kadınlara özenmeye başladı Michael. Onlar gibi kokmak- Michael hayatı boyunca kadın parfümü kullanmıştı- onlar gibi bakmak, onlar gibi muhteşem ve büyüleyici olmak istiyordu. Onlara benzemek istiyordu, zarif ve narin. Makyajlı, bakımlı ve güzel. Diana Ross yıllarca Mıchael’i makyaj malzemelerini kullanmaması için uyarmıştı. Eizabeth Taylor gibi olmak için beyazladı, Diana Ross’un burnundan istiyordu gibi söylentiler daima oldu.

Aslında Michael Jackson’ın estetik ameliyat çılgınlığı burun ameliyatları ile başlar, ondan fazla burun ameliyatı olur. Zamanla burnunda yeterli kıkırdak kalmayınca ek bir plastik takma burun yapılır; gözleri, yanakları; dudakları. Çenesinde bile estetik vardır. MJ’in kendi vücut algısı ile olan sorunları çocukluktan başlayarak herkesin Michael’in burnunu babasının burnuna benzetmeleri ile başlar. 

Kardeşleri ona -koca burun- demektedirler. MJ  bundan çok rahatsız olur. Ama kaçacak yeri yoktur; çünkü MJ’in asıl adı, Michael Joseph Jackson’dır. Yani isminin içinde babasının adını taşır Michael.  Her estetik ameliyattan sonra; ‘Babama benzemiyorum değil mi’ diye sorar menajerine. ‘Ona benzemek istemiyorum, o olmak istemiyorum’. Ama yıllar içinde bazı kişilik özelliklerinin; hırs, inatçılık ve kin gibi babasına çok benzediğini fark edecektir. Babasından kaçıp, zarif ve güzel biri, zarif ve güzel bir beyaz ya da zarif ve güzel bir beyaz kadına benzemeye çalışır yıllar içerisinde. Aklın sınırlarını zorlar, kendi aklının sınırlarında gezinir.

Yaşam hikayesiyle paralel gidecek olursak; bir dönem evden ayrılayarak Diana Ross ile beraber yaşar. Annesi hala ilk evlerindedir ve yanlarına taşınmamıştır. Michael sürekli Diana Ross’u izliyor, ‘Tıpkı senin gibi olmak istiyorum Diana’ diyordu. Diana Ross sayesinde ünleri giderek arttı ve Michael o dönem kardeşlerine; ‘Erken yaşta anladım ki, eğer birisi bana benim hakkımda doğru olmayan bir seyler söylediyse, bu bir yalandı. Fakat birisi bana imajım hakkında doğru olmayan bir şeyler söylerse bunun adı halk ile ilişkilerdi, reklamdı. Ve reklam her zaman ihtiyaçtı’. Michael bunları 12 yaşındayken söylemişti: Diana Ross’dan öğrenmişti. Hayatı boyunca da en çok konuşulan ünlülerden biri oldu ve reklamları neredeyse korkunçtu.

Konserler, albümler ve artan ün ile Michael giderek ön plana çıkıyordu. Joseph bu durumdan çok rahatsızdı, ‘Bütün oğullarım eşittir, hepsi aynı yetenektedir’ diyerek ısrar etse de artık çok geçti, Mıchael’in ışığı çok uzaktan fark ediliyordu. Ancak büyüdükçe insanlara tuhaf gelen davranışları oluyordu. Kemirgenlerle çok ilgiliydi, annesi bir kere yatağının altında bir kafeste 30 tane fareyi beslerken bulmuştu onu. ‘Hayvanlar benim dostum, beni anlıyorlar, insanlar gibi arkamdan vurmuyorlar’ diyordu. Giderek yalnızlaşıyor, yaşıtlarıyla hiç arkadaşlık kuramıyor, hep yetişkinlerle özellikle olgun kadınlarla arkadaşlık kurmaktan hoşlanıyordu. Daha ünlü ve zengin oldukça bu durum tam tersine dönmeye başlayacak; Michael Jackson giderek çocuklarla ve sadece çocuklarla arkadaşlık kurabilir hale gelecekti. Ünlü olmak, dünya da her istediğini elde edebilir olmak, onun giderek regresyonunu arttıracak, evde oyuncakları ile oynayıp, kendi oyun parkı Neverland’i kuracak, eve sürekli Disneyland’dan kostümlü oyuncular  getirip masalları canlandıracak, Peter Pan kostümleri ile şarkılar söyleyecek, küçük arkadaşları ile kurabiye yiyerek süt içip aynı yatakta uyumaya başlayacaktı.

Michael’in çığlık atan kızlardan kaçması, cinsel kimlik karmaşası ile mi, özdeşim nesnesi olarak iyi ve şefkatli kadınları seçmesi; babası gibi kastre edici erkekler ya da ağabeyleri gibi sporda rekabet edemeyeceği daha yakışıklı ve kendine güvenli adamlar yüzünden miydi? Oral döneminde asla yeteri kadar ilgi göremediği temel güven duygusunun eksikliği hissedilse de, MJ’in yakın çalışanları onun obsesif özelliklerinden, anksiyetesinden ve anal dönem sorunlarını çağrıştıran biriktirme ve saklama özelliğinden bahsederler. Preödipal dönem sorunlarının çok açık olduğu MJ’in kimlik oluşumuna; ödipal dönem sonrası yaşanan çatışmalar ve travmalar eklenince; psikoz sınırlarında bir narsisizm, vücut dismorfik bozukluğunu aratmayacak şekilde ayna karsısında geçirilen saatler ve estetik ameliyatlar, madde ve ilaç bağımlılığı ile tekrarlayan çok şiddetli panik ataklar eklenir. Aslında şimdi bütün hayatını bir sürü anısıyla birlikte araştırmış biri olarak, onun ne kadar katı bir süper egosu olduğunu daha net görebiliyorum. Hem oral dönem, hem de anal dönem sorunları olan insanların çok katı süper egoları olduğunu biliriz. Ancak MJ’in kendini dünyanın sahibi olarak gördüğü zamanlarda bile; süper egosu onun asla cinsel tercihini söylemesine izin vermedi. İçselleştirdiği dindar annesi ya da kastre edici babası mıydı bunun önündeki engel?

Michael bir süre sonra ailesinden ayrılıp, kendi kanatları ile uçmaya başlar. Ama bu kolay olmaz; hem babası hem de ağabeyleri sürekli peşindedirler. Seneler boyunca hala Michael ile turne yapmak için uğraşılar ya da ondan ne kadar kazanabiliriz? diye düşünmeyi bırakmazlar. Michael’in öz ailesine karşı duyduğu bu güvensizlik ve kullanılma duygusu paranoid bir şekilde aşırı değerlendirilmiş olarak tüm çalışanlarına ve çevresine yayılır. Evde 3 aydan uzun süre hiçbir hizmetçi çalıştırmamakta, sürekli telefonların dinlendiğinden ya da gözetlendiğinden şüphelenmektedir. Etrafına bir kabuk inşa ederek kimsenin kendisine çok yaklaşmasına izin vermemekte, bazen saatlerce durmadan kendi kendine konuşmaktadır. Zamanla sadece sahnedeyken iyi hissetmeye başlar; ‘Sahnedeyken açılıyorum ve hiç sorunum kalmıyor’ diyordu; ‘İşte burası sahne… Tanrının benim olmamı istediği yer’. Annesinin cümlelerini tekrarlıyordu, annesi onu böyle yıllarca avutmuştu çünkü.

Michael Jackson Thriller albümü ile dünyada en çok satan albüm rekorunu hala elinde tutuyor. Bu albüm ile büyük başarı kazandığı dönemde, kendi gücünün sınırlarını zorlar. Elvis Presley ile hayali bir yarışta, sürekli onu geçmeye;  Beatles’ın tüm şarkılarını satın alarak, Paul Mc Carty ile arasının açılmasına sebep olsa da; artık kimseyi rakip olarak görmek istememektedir. ‘Ben gelmiş geçmiş en iyi şarkıcıyım, bir numarayım, neden Elvis’e kral diyorlar, asıl kral benim, aman tanrım ben Michael Jackson’ım’ diyerek yineleyen Michael’ın evlenmek için Elvis’in öz kızını seçmesi de bir tesadüf olmasa gerek. Bu evliliğin çocuk taciz olaylarını örtmek için yapıldığı, bir şekilde paravan bir evlilik olduğu söylense de; Michael’ın Lisa ile yakın bir ilişki kurabildiği, kollarlında huzuru yeniden bulduğu; ilk cinsel deneyimini Lisa ile yaşadığını anlatır. Ancak Lisa Marie Prestley, MJ’den ‘O küçücük bir çocuk’ diye bahseder.

Michael Jackson yıllar içinde gelmiş geçmiş en büyük starlardan biri olur. Onun korkunç şöhreti ve serveti insanın başını döndürüp, herkesi biraz delirtmez mi? Ancak MJ’ in; oksijen kabininde uyuyor iddiaları, yatak odasında bir sürü cansız manken bulunduğu, ölümsüzlüğün peşinden koştuğu, o çılgın şehvet dolu danslarının ve kasık hareketlerinin ardında; bastırılmış karmaşık bir cinsel kimliğin bulunduğu; çocuk tacizi iddaalarına inatla etrafındaki tüm o çocuklarla ilişkisini devam ettirdiği, anal bir agresyon gibi, asla kendi bildiğinden ayrılmayan; inatçı ve yalnız bir sona doğru sürüklenir Michael…

İlk çocukluk çağında aile içinde ve toplumsal çevredeki önemli olumsuz değişikliklerin  çocuktaki aynılık ve süreklilik duygusunu olumsuz etkilediğini bilmekteyiz. Michael gibi, tüm çocukluğu travmatik ve normal dışı olaylarla geçmiş biri için sürekliliğin tam da sağlanamaması şaşırtıcı değil. Bu açıdan baktığımızda; siyah küçük bir çocuk olarak doğan MJ’in, 50 yaşında beyaz bir erişkin olarak hayata veda etmesi göç değil de nedir? Tabiî ki önceden de bahsettiğim gibi MJ’in süreci sadece siyahlıktan beyazlığa değil; sayısız estetik ameliyat ve uğraşılan beden bütünlüğü ile de devam ediyor. Yıllarca diyet yapan Mıchael önce et yemeyi bırakmış, ardından özel sebze diyetleri için özel aşçılar getirmeye başlamış, anoreksik bir hastayı aratmayacak şekilde giderek daha az yemek yer, yemeğini parçalara böler, uzun süre masanın başından kalkamaz ve sürekli zayıflar. Bazen de durmadan kusar. Saatlerce aynanın karşısında kendisini seyreder çıplak olarak ama gördüğünden asla memnun olmaz.

 

Yazımın sonunu o yalnız ve regresyona doğru sürüklenmiş süper starın; hakkında ilk taciz iddaalarında bulunmuş; Jordie Candler’in MJ ile aralarında yaptıkları gizli 6 maddeden oluşan bir anlaşma ile bitiriyorum. (MJ bu anlaşmayı yaptığını kendiside kabul etmiştir)

35 yaşındaki MJ ve 12 yasındaki Jordie’nin gizli 

anlaşmasının 6 maddesi;

1-yosma, şıllık, orospu  gibi laflar kesinlikle yok

2-mutlu olmaktan asla vazgeçme

3-sonsuza dek benimle birlikte neverland de yasa

4-en iyi arkadaslarımdan bile daha yakın ol

5-asla değişme

6-asla büyüme

Asla değişmeyen ve asla büyümeyen; hüzünlü bir yaşam öyküsü; Michael Jackson…